Daha önce bu yaylada çeşitli etkinlikler, şenlikler ve yerleşikliklere dair çalışmalar yapılmıştı. Hatta 2009 yılında dernek olarak yayla şenliklerinin paylaşımlarından biriydik. 2010 yılında ise Handüzü Yaylası Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği olarak bu şenlikleri biz düzenlemiştik.
Yerel yönetimlerin organize ettiği bu organizasyonlarda ulaşım, trafik ve altyapı gibi bazı aksaklıkların yaşanması normal karşılanabilir. Ancak kar motoru yarışların “uluslararası” nitelik taşıması ve bakanlık düzeyinde sahiplenilmesi, organizasyonun daha disiplinli ve özenli hazırlanmasını sağlamıştı. Bu yönüyle emeği geçenlere hakkını teslim etmek gerekir.
Ancak meselenin göz ardı edilmemesi gereken başka bir boyutu var. Yaylalar kendiliğinden yayla olmamıştır. Yaylalar ve mezralar, bu ülkenin adeta ileri karakollarıdır. Birileri bu toprakları yurt tutmuş, emek vermiş, üretmiş ve o alanlar zamanla yayla kimliği kazanmıştır.
Özellikle Handüzü gibi 2000 rakımın altında kalan yaylalarda hayvancılığın azalması, sadece bir ekonomik faaliyetin sona ermesi anlamına gelmez; mera alanlarının yok olması anlamına gelir. Çünkü 2000 metrenin altındaki yerleşim alanları terk edildiğinde, bu alanlar kısa sürede yabani otlar ve yabani ağaçlar tarafından işgal edilir. Nitekim son yıllarda Handüzü çevresinde hayvancılığın azalmasına paralel olarak mera alanlarının bodur bitkilerle kaplandığı açıkça görülmektedir. Bu, doğanın kendiliğinden iyileşmesi değil; kültürel peyzajın bozulmasıdır.
Unutulmamalıdır ki Gürgen, Başköy, Çamlıca ve Kıbladağı köyleri kadimden beri bu yaylayı kullanmaktadır. Bu bir gelenektir, bir yaşam biçimidir. İlgili kurumlar burada turizm ya da başka amaçlarla çalışma yaparken, yöre halkının hassasiyetlerini ve taleplerini mutlaka dikkate almalıdır. “Yaptım oldu” anlayışıyla bu işler yürütülemez.
Her şeyden önce, hayvancılık azalma eğiliminde olsa bile köylü için hâlâ önemli bir geçim kaynağıdır. Yapılacak her planlama, her proje bu gerçeği göz önünde bulundurmak zorundadır.
Turizm faaliyetlerinin temel amacı da yöre halkını dışlamak değil, aksine onları sürecin merkezine koymak olmalıdır. Yayladan elde edilecek ekonomik fayda, öncelikle o yaylanın gerçek sahiplerine katkı sunmalıdır.
Ayrıca turizm ve kültürel faaliyetlerle ilgili çalışmalar yürütülürken siyasi otoritenin yaklaşımından ziyade, uzman görüşleri esas alınmalıdır. Akademisyenler, çevre bilimciler, ziraat mühendisleri, sosyologlar ve yerel aktörlerin ortak aklıyla hareket edilmelidir.
Yapılan çalışmalar rantabl olmanın yanında çevreyle uyumlu, halkın yararına ve sürdürülebilir olması en temel hedef olmalıdır.
Handüzü Yaylası bir yarış alanından, bir etkinlik mekânından çok daha fazlasıdır. Orası bir yaşam alanıdır, bir kültürdür, bir hafızadır. Bunu koruyarak geliştirmek hepimizin sorumluluğudur.