
Karal: Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın en az yüzde 1’inin tarımsal destek olarak ayrılması gerektiğini vurgulayan Karal, 2025 yılında çiftçiye verilmesi gereken yaklaşık 615 milyar liralık desteğin yalnızca 135 milyar lirasının ayrıldığını, aradaki 480 milyar liralık farkın ise çiftçiye verilmediğini belirterek, “Yasal olarak 2026 yılı itibarıyla verilmesi gereken destek yaklaşık 772 milyar lira ancak bütçede tarımsal destek için yalnızca 168 milyar lira ayrıldı. Çiftçiye yasal hakkının neredeyse beşte biri veriliyor. Aradaki yüzlerce milyarlık fark çiftçiye ödenmiş olsaydı tarım küçülür müydü? Üretici borç batağında kıvranır mıydı? Vatandaş gıdaya bu kadar zor erişir miydi?” diye sordu.
“Mazot 60 lirayı geçmiş, gübre ve elektrik maliyetleri artmış, işçilik giderleri yükselmişken üretici nasıl ayakta kalacak? Tarım gibi stratejik bir sektörün bu denli küçülmesi demek; vatandaşın sofrasındaki yükün daha da ağırlaşması, pazardaki etiketlerin daha da yükselmesi, çiftçinin üretimden kopması, vatandaşın pahalı gıdaya mahkûm olması, ülkenin üretim damarının zayıflatılması demektir. Çiftçinin kaybetmesi, milletin kaybetmesi demektir. Bu yüzden çiftçinin yasal destek hakkının eksiksiz verildiği, girdi maliyetlerinin düşürüldüğü, planlı üretim modelinin hayata geçirildiği bir yapıya ihtiyaç var. Tarım ayağa kalkmadan enflasyon düşmez, refah artmaz. Çözüm; güven veren, üretimi önceleyen ve adil paylaşımı esas alan bir ekonomi yönetimidir.”