
Açıklamasında, bu tür olayların anlık gelişmeler olmadığına dikkat çeken Sandıkçı, “Yaşanan vakalar çoğunlukla uzun süreli psikolojik sorunlar, travmalar, dışlanma ve sosyal problemler sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle meseleye sadece güvenlik boyutuyla değil, sosyal ve psikolojik yönleriyle de yaklaşılması gerekmektedir” dedi.
Saldırganların büyük bölümünün okulun mevcut ya da eski öğrencileri olduğuna işaret eden Sandıkçı, okul içindeki sosyal ortamın ve öğrenciler arasındaki ilişkilerin daha yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti. Araştırmaların, birçok saldırganın eylem öncesinde niyetlerini çevresine çeşitli şekillerde yansıttığını ortaya koyduğunu ifade eden Sandıkçı, bunun erken müdahale açısından önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.
Sosyal medyada artan nefret söylemleri, ani davranış değişimleri ve umutsuzluk içeren paylaşımların da risk işaretleri arasında yer aldığını belirten Sandıkçı, bu tür sinyallerin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Bazı olaylarda şöhret arayışı ve medyanın etkisinin de benzer vakaları tetikleyebildiğini ifade etti.
Okullarda şiddetin önlenmesine yönelik çözüm önerilerini de paylaşan Sandıkçı, psikolojik destek sistemlerinin güçlendirilmesi, kriz müdahale ekiplerinin kurulması ve öğrencilerin güvenle başvurabileceği anonim bildirim mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Ayrıca okullarda güvene dayalı, kapsayıcı ve destekleyici bir ortam oluşturulmasının hayati önem taşıdığını belirten Sandıkçı, “Erken fark edilen her risk, önlenmiş bir trajedi anlamına gelir. Bu nedenle tüm kurumların, eğitimcilerin, ailelerin ve toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.