Rize

Emin Kanbur, Çayda Emeğin Hakkı Yasayla Güvence Altına Alınmalı

Kanbur, mevcut taslakların üreticinin ihtiyaçlarını karşılamadığını vurgulayarak, “Çay kanununun merkezinde çiftçi olmalı” dedi.

Emin Kanbur  Basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Açıkçası artık bu konu "Çay kanunu", çayla ilgili hemen her toplantıda gündeme gelen klasik bir başlık haline geldi.

Vatandaş da, üretici de aynı tartışmayı dinlemekten gına getirdi.

Çünkü yıllardır konuşuyoruz, taslaklar hazırlanıyor, toplantılar yapılıyor ama bir türlü üreticinin gerçekten ihtiyaç duyduğu yasal düzenleme ortaya konulamıyor.

Oysa mesele çok açık.

Ticaret kanunu sanayiciyi ve ticareti koruyor.

Alacaklara ilişkin düzenlemeler alacaklıyı koruyor. Perakende ve tüketici mevzuatı tüketiciyi koruyor.

Peki, Çay üreticisini kim koruyacak?

Eğer bir çay kanunu çıkacaksa, benim kanaatimce bu kanunun yüzde 95'i yaş çay üreticisini koruyan hükümlerden oluşmalı; kalan yüzde 5'i ise sektörün diğer unsurlarını düzenlemelidir.

Belki de bugüne kadar hazırlanan dört-beş farklı taslağın yeterli karşılık bulmamasının en önemli nedenlerinden biri budur.

Bu çıkmazda önemli unsur bence çiftçi, yani çayın gerçek sahibi, masada gerektiği kadar güçlü biçimde yer almamıştır.

ÇAY KANUNUNUN MERKEZİNDE ÇİFTÇİ OLMALI.

Çıkacak bir çay kanunu sadece çayın alım satımını düzenleyen bir metin olmamalıdır.

Çay üreticisinin arazisinden üretim şekline, çayın çeşidinden genetik yapısına, hasat yönteminden günlük hasat kotasına, üreticinin alacağından ürününü satma hakkına kadar bütün süreci kapsamalıdır.

Aynı zamanda hem üreticiyi hemde tüketiciyi de eğitmeli ve yönlendirmelidir.

Türk çayı, Türk Gıda Kodeksi Siyah Çay Tebliği çizgisinde korunmalı; doğru tarım, doğru hasat, doğru imalat ve doğru sanayi uygulamaları bir bütün olarak yasal güvence altına alınmalıdır.

Çünkü son 5-10 yılda tarımda ve imalatta yaşanan deformasyon, Türk çayının algısını ve kalitesini farklı yönlere çekmeye başladı neredeyse haklı sayılabilecek itibar suikast ine varan açıklamaların hedefi haline getirdi.

Bizim var olan 100 yıllık çay tecrübemizin üzerinde, bu tur çay da erozyon yaşamamamız gerekiyor.

ÇAY SADECE TARIM ÜRÜNÜ DEĞİLDİR

Burada çok önemli bir başka gerçek daha var:

Çay bir tarım ürünüdür ama aynı zamanda bir sanayi ürünüdür.

Çayı sebze gibi hale götürüp günlerce bekletemezsiniz.

Manavda, pazarda veya markette yaş çay satışı yaparak sorunu çözemezsiniz.

Çünkü yaş çayın çok önemli bir handikabı vardır.

Hasat edilen yaş çay kısa süre içerisinde sanayi tesisine ulaştırılmak zorundadır. Çay olgunlaştığında hasadı birkaç gün ancak erteleyebilirsiniz; ancak hasat ettiğiniz ürünü uzun süre bekletemezsiniz. Birkaç gün içerisinde fabrikaya teslim edilmezse doğal olarak bozulmaya başlar, adeta gübre haline gelir.

Bahçede bırakırsanız da zaman içerisinde odunlaşır, verim ve kalite kaybolur.

İşte üreticinin en yumuşak karnı budur.

Devletin bu çıkmazı YASAL GÜVENCE altına alması gerekir.

Çünkü üretici, ürününü istediği zaman satabilecek durumda değildir. Ürün hasat edildiği anda onu satmak zorundadır.

ÜRETİCİ, GÜCÜN KARŞISINDA GÜÇSÜZ  VE ÇARESİZ BIRAKILMAMALI

Elbette özel sektörde son derece dürüst çalışan, üreticinin hakkını gözeten çok değerli çay sanayicileri ve fabrika sahipleri vardır. Onları tenzih ederim.

Ancak sistem, üreticinin çaresizliğini bir pazarlık aracına dönüştürmemelidir.

Bugün sezonun ortasında sabah telefonunuza bir mesaj geliyor:

"Çay bugün 33 lira.” Öğleden sonra: “30 lira.” Akşam: “27 lira.” Ertesi gün: “25 liradan getirirseniz alırız.”

Allah aşkına!

Mehmet dayı, Fatime hala bu çayı hasat etmiş. Ya da hasat etmek zorunda. Şimdi ne yapacak?

Ürünü satamazsa dökecek.

Nereye dökecek?

Boş bir alan bulacak, emeğini toprağa bırakacak.

Çünkü üreticinin elindeki ürün birkaç gün içerisinde fabrikaya ulaşmak zorunda.

İşte tam da burada **yasal düzenleme, güçlü karşısında güçsüz olan üreticiyi korumak zorundadır.**

SERBEST PİYASA ÜRETİCİNİN ÇARESİZLİĞİ OLMAMALI.

“Serbest piyasadır, istediğim fiyata alırım” anlayışı tek başına yeterli değildir.

Serbest piyasanın yanında üreticiyi koruyacak alternatif mekanizmalar oluşturulabilir.

Çay kanununun ana omurgalarından biri, özel sektörün yaş çayı açıklanan taban fiyatın altında alamamasını güvence altına almasıdır.

Böylece üretici, hasat ettiği ürününü satmak zorunda olduğu için çaresiz bırakılmaz.

Çünkü burada mesele sadece ticaret değildir.

Burada bir insanın bir yıllık emeği vardır.

Yağmur altında, haziranın, temmuzun sıcağında, yamaçlarda verilen alın teri vardır.

Bir üreticinin ailesinin geçimi vardır.

Ve bizler “Elhamdülillah Müslümanız” diyorsak, insan emeğini çaresizliğinden yararlanarak kazanca dönüştürmenin Allah katında ne kadar haklı ve meşru olduğunu da sorgulamak zorundayız.

ÇAY KANUNU SADECE SEKTÖRÜ DEĞİL, GELECEĞİ KORUMALI.

Ben şuna inanıyorum:

Bu alım politikalarıyla ne üretici kazanır ne de uzun vadede çay sanayisi kazanır.

Belki de çay sanayimizin bugün yaşadığı bazı sorunların temelinde, alım politikalarında yeterince ölçülü ve sürdürülebilir bir sistem kurulamaması da vardır.

Çünkü üreticinin kaybettiği yerde, uzun vadede sanayici de kazanamaz.

Üretici bahçesinden koparsa çay azalır.

Çay azalırsa sanayi küçülür.

Sanayi küçülürse Türk çayının geleceği zarar görür.

Bu nedenle artık 20 yıldır konuştuğumuz çay kanununu bir tartışma konusu olmaktan çıkarıp **üreticiyi merkeze alan gerçek bir yasal güvenceye** dönüştürmenin zamanı gelmiştir.

Çayın arazisinden fabrikasına, üreticisinden tüketicisine kadar bütün zinciri koruyan;

doğru tarımı, doğru hasadı, doğru üretimi ve adil alımı güvence altına alan bir Çay Kanunu...

Türk çayının ihtiyacı olan budur.

Çünkü bizim yüz yıllık bir çay tecrübemiz var.

Bu tecrübeyi artık erozyona uğratmamalıyız.